3.07.2012

Çizgiler (Türkçe)


Zaur Garipoğlu

***

Her gün seni görmeyeyim diye,
dün gece
yaktım
son anılarını ...

Daha ne sen bana bakmayacak,
Ne de ben görmeyeceğim seni.
Anılarla dolu odanın ışığını kapattım,
Kör ettim duvarının gözlerini ...
Ellerini ileri uzatıp seni arayacak ...
anılar ...
kendisi gibi kör duvarlardan tutarak ...

6 Aralık 2011,

Bakü

Ölümü arıyorum

28 Mayıs'ta,
Cafer Cabbarlının heykelinin karşısında,
Ölümü arıyorum ben.
Çevrem tıklım tıklım
Müşteri bekleyen fahişelerle,
Aç acına diləndirilen,
Dilencilerle
Araba lastiği temizleyen çocuklarla ...
Kuşlar da bol burada,
Yerde yem bulamayan,
küçük serçeler,
Cabbarlı’nın taşlaşmış omuzlarına konmuşlar.
Daha ekmek, buğday tanesi değil,
Taş heykel yiyor serçeler ...
Usul usul insanları kaybederek,
Adamla doluyor sokaklar.
Bu sokaklar hala ölüm kokar...
Içime dolar,
İçimden öldürür beni.

11 Ekim 2011,
Bakü

Üşüyor

Dışarıda güneş parlıyor,
Yaz havası.
Yeni yeni cemre düşüyor,
Açıyor çiçekler ...
Yeşillik havası,
Aşk havası.
Fakat ...
İçimde kış -
Kar tane tane yağıyor ruhuma yine ...
Üşüyor ruhum
Bu soğukta,
Ayaz,
Çatlatabilir ruhumu,
Yüzüne gülerek ...
Üşüyor evim-barkım,
Üşüyor penceremdeki gülüm,
Üşüyor evimin bir köşesinde titreyen kedim,
Üşüyor ...
Ruhun kışı hep sert olur,
Üşüyen ruhun
Ne baharı,
Ne de sonbaharı oluyor ...
Pencereden ne kadar
Güneş eve doluyorsa bile.
Donmuş
Tenimde ruhum üşüyor!


19 Mart 2012,
Bakü

Affedin beni

Elimin,
Aslına bakılırsa şehadet parmağımın altında
Can verdin.
Oysa ben ne son çığlığını duydum,
Ne de gözünün son nurunu gördüm ...
Bir tek onu gördüm, eridin,
Öldün!
Her ölümün bir kara haberi olsa bile,
Senin ölümün
Kendin gibi
Küçük ve sessiz oldu.
Suçladım kendimi:
- Aman Allahım,
Nasıl da barbarmışım ben...
Öldürmek istemediğim birini
erittim elimin altında ...
neler geldi başıma, neler,
Ben şimdi qatilmi oldum, Allahım?
Bir canlının hayatına son verdim.
Şimdi belki de,
Yolunu bekleyen annesi, babası,
Belki de,
Bir çalışma, hayat arkadaşı,
Çoluk-cocuğu yolunu bekleyecek ...
Oysa gelmeyecek ...
Çünkü dedim ya,
Masamın üzerinde toza dönüştü ...
Daha yakınları karşısında ağlayacakları
Bir cesedini bile bulamazlar.
Meğerse, bir canlının ölümü
Vahşetmiş dünyada.
Ben bunu bilerekten
Neden yaptım acaba?
Şeytanmı kandırdı beni?
Bir karınca yaratabilecek gücüm yok
O zaman neden öldürdüm bir karıncayı ben?
Ruhundan,
Ailesinden özür dilerim,
Affedin beni!

01 Mayıs 2012,
Bakü

Ben ne adam, ne insanım

Ben ne adam, ne insanım ...
Sık sık soruyor bana tanıdıklarım:
- Peki, sen nesin?
Ben adamlar, insanlar içinde dolaşan bir ruhum.
Kaçırılan Karabağ isimli bir gelinin feryat sesi,
Onun şehit kocasının yaralanmış kalbiyim ben.
Bu şehit kocanın annesinin gözlerinden akan yaş,
Dilindeki ağıtım ben.
Ben ne adam, ne insanım ...
Ben yolum...
Dilsiz, ağızsız, dertli bir yol...
Koca kentte üzerinde düşmanı da dostu da yalnız dolaşan yol ...
Gökdelenler şehrinde
saklanan Kız Kulesinin eski duvarlarından süzülen gözyaşı.
Mavi Hazar'ın öfkelendiğinde dalgası,
Sakin zamanlarında
Hüzün dolu sesiyim ben.
Ben ne adam, ne insanım ...
Ben rüzgarım, deli rüzgar ...
Yoldan geçen güzel kızın uzun siyah saçlarını dağıtarak,
İçindeki deli tutkuları uyandıran rüzgar ...
Ben ne adam, ne insanım ...
Ben sonbaharın yağmur oğlu,
Ben sonbaharın koca kütük dedesinin azabını fısıldayan,
Sesine ses verilmeyen,
Sarı yaprak kızının feryat sesiyim.
Ben ne adam, ne insanım ...
Her kış yolların suçunu donduran karım ...
Beyaz kar, kırmızı kar ...
Ben ne adam, ne insanım ...
Sabahleyin doğan Güneş,
Geceleri aydınlatan Ay’ım ben.
Bin-bin yıldız içinde öksüz kalan,
Kutup yıldızıyım ...
Ben ne adam, ne insanım ...
Ben taşım!
Vatanıma yadlaşan,
Vatan taşı,
Kaya taşı,
Çakıl taşı ...
Birine anıt,
Ötekine mezar taşı.
Üzerinde ermeni bayrağı dalgalanan
Şuşa'nın kale taşlarının göz yaşı.
Ben ne adam, ne insanım ...
Öz vatanımda insanların hor baktığı,
Ordan-oraya,
Burdan buraya taş atıp kovaladığı,
Daha sonra parmaklıklar arasına tıkadığı
Bozkurt ...
Boğazında tasması bulunan köpeğim.
Korkuyor benden delikanlısı,ihtiyarı...
Serbest bırakıldığında,
Hemen Karabağ'a doğru koşacak kurtum ben...

27 Kasım 2010,
Bakü.


Özürlü

Ben sol yanımın
yarısı çalışmayan
özürlüyüm,
özürlü ...
Sağ gözü gören,
Solu kör olan,
sağı çalışıp ta,
Solu kuruyan,
Sağ burun deliğinden soluk alan
Özürlüyüm,
Solundan özürlü ...
Farkında mısın,
yarı beynimle düşünüyor,
Bir ayakla yürüyor,
Yarım yamalak kalple yaşıyorum?
Eh ...
Eğer, buna yaşamak demek caizse ...
Sudan çıkarılmış,
Kendini sağa sola vurarak,
Suya dönmek isteyen balığa,
Kanatlarından vurulan Şahin'e benziyorum ...
Duyuyor musun,
Yarım yamalak insanım ben?
Yarısından özürlü,
Yarı insan!
Ruhu paramparça,
Yarım ruh insan gördün mü hiç sen? ..
İşte benim!
Ne kazada,
Ne de bir felaketde
Kaybetmedim sol yanımı.
Senden sonra ...
Sol tarafımı,
Sol yanımı kaybettim ...
Ruhumun solu,
Geri dön,
Solsuz olmuyor ...
Tükeniyor, yok oluyorum ...
Geri dön,
Solum! ..
Sağı yaşatan soldur,
Solum,
Geri dön! ..
Kurbanın olayım!..
Nolur, geri dön!


7 Nisan 2012,

Bakü

***
Ben ölünce,
İstemiyorum,
Ne vahşi toprağa gömün beni,
Ne de üzerimi betonlayın.
Bugüne kadar hangi toprak altta yatan
Emaneti korumuş ki, toprak?
İnsanları küçülterek,
Karıncaya,
Böceğe,
Yılana yem etti toprak.
Toprak üzerindeki barbar adamlar
beni aşağılayabiliyorsa,
İstemem toprak altta
Böceğe,
Karıncaya,
Yılana
Yem olayım,
Yesinler beni,
Alçalayım ...
Öyleki gözümü kapadım,
Bir tiz çığlık atarak,
Ruhumu korkutmayın.
Dökün üzerime kitaplarımı,
El yazılarımı,
kalemlerimi,
kağıtlarımı...
Çıkın dışarı
Çocuklarımla baş başa
Bırakin beni,
Rahatça fısıldaşalım!
Ağlaşalim!...
Ömürde bir defa ölünce konuşuyor
Yarattığın eserler,
Tuttuğun kalemler,
Yazdığın kağıtlar seninle ...
Bırakın dertleşeyim,
Söz versinler yaşatacaklar beni...
Sonra cesedimi alın,
Ama nolursunuz,
Çürümüş ölüler mekanına götürmeyin,
Ruhumun kalbi duracak ansızın ...
Zaten ben ömrüm boyunca
Ölüler içinde yaşamadım mı?.
Ormana götürün,
Ormana ...
Atın beni ormanın yoğunluğuna ...
Dönün ...
Orda kartallar,
Aslanlar meyidimi param parça etsinler ...
Ruhum gurur duysun,
Cismim
Kartallara,
Aslana kısmet oldu ...

15 Mayıs 2012,

Bakü




Kırmızı giyinin kızlar

Büyüklenme,
Acele etme,
Yavaş yeri,
Dudağında,
Yanağında,
Göğsünde,
Vücudunda,
Ayaklarında,
Elbisesinde,
Ayakkabılarında,
kurdelesinde
Adalet taşıyan kız.
Baştan ayağa adaletle kaplısın sen,
Haberin var mı?
Ben adaletsiz şehrin
Adalet arayışında olan
Çılgın aşığı,
Sen de bilmeden,
Üzerinde adalet taşıyan,
Adaletsiz insanısın bu şehrin.
Sana bakmıyorum!
Kaş göz etme bana! ..
Ben bu sokaklarda,
Alanlarda,
Işıklı şehrin karanlık yerlerinde,
Petrol kentinin,
Petrol gerilimleri yüzünden,
Çalınmış,
Türkiye'de,
Dubai'de,
Bakünün gece barlarında
Çiğnenmiş,
Demokratın,
Liberalın,
Kapitalistin,
Nasistin,
Imamın elinde boğulmuş,
adaletini arıyorum, bulamıyorum ...
Bu şehirde tek rengi kaldı
Kızların kırmızı elbisesinin...
Şimdi mi,
Neden bakıyorum,
Kırmızı elbiseli,
Siyah ruhlu kadınlara -
Size ben?
Ey, kırmızı elbiseli kız,
Sen bu şehirde benim,
Tek adalet renkli,
Adaletsiz adaletimsin.
Kırmızı giyinin kızlar,
Hepiniz kırmızı giyinin,
Kırmızıya boyayın şehrimizi,
Hiç olmazsa,
Adalet rengi ile açalım,
Siyah sabahlarımızı ...

5 Haziran 2012,

Bakü.

Çevirdi: Oktay Hacimusali